TÜRKFENCİ
Hoşgeldin!!
Kaydını hemen yap ki sitemiz büyüsün, daha yararlı olsun..!


Bilimde ve İlimde Türkiyeyi En Üst Seviyeye Ulaştırmak İçin TÜRKFENCİ'yi seçin
 
AnasayfakapıGaleriSSSAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ALİ kuşçu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
BilgeTürk
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 233
Yaş : 24
Nerden : erzurum fen den
Puan : 3847
Özel puan : 0
Kayıt tarihi : 23/09/08

MesajKonu: ALİ kuşçu   Salı Eyl. 23, 2008 7:58 pm

ALİ KUŞÇU




Türk-İslam
dünyasının büyük astronomi ve kelam alimi olan Ali Kuşçu, XV. yüzyıl başlarında
Semerkant’ta doğdu. Babası Muhammed, ünlü Türk Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in
kuşçusu olduğu için, ailesi ‘Kuşçu’ lakabıyla meşhur oldu. Küçük yaştan itibaren
matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, devrin en büyük alimleri olan
Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve
astronomi dersi aldı.

Daha sonra bilgisini artırmak için Kirman’a gitti.
Burada Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risale ile Şerh-i
Tecrîd adlı eserini yazdı.Ali Kuşçu, Semerkant ve Kirman'da eğitimini
tamamladıktan sonra Uluğ Bey'e yardımcı ve rasathanesine müdür olmuştu. 1449'da
hacca gitmek istedi. Tebriz'de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük
saygı gösterdi ve Fatih'le barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu,
Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra Fatih'in davetiyle İstanbul'a geldi.
XV. yüzyılın ilk yarısında, Semerkant, dünyanın en önemli bilim merkeziydi.



Uluğ Bey
Rasathanesi, gök bilgisi araştırmaları için en doğru sonuçları alıyordu.
Rasathanenin genç müdürü Ali Kuşçu, gece gündüz demeden çalışıyor, bilimsel
gerçeklere yenilerini katmak için uğraşıp didiniyordu.

Gökyüzü bilgisi
(astronomi), hem değişmez kuralların, kanunların tespit edilmesine yarıyor, hem
de gözlemlerle kontrol edilebiliyordu. Otuz yıla yakın bu işte çalışan Ali
Kuşçu, bir gün ansızın her şeyi yüzüstü bırakarak hacca gitmeye karar vermişti.
Buna da sebep, en olmayacak bir zamanda, sevgili hükümdarı Uluğ Bey'in 1449
yılında öldürülmesiydi. Gürgân tahtının bu bilgin ve kudretli hûkümdarı, kendi
öz oğlu Abdüllâtif'in ihânetine uğramıştı.

Uluğ Bey, Ali Kuşçu için
bambaşka bir mânâ taşıyordu. Her şeyden önce hocasıydı. Ondan matematik ve
astronomi dersleri almış, eserlerini uzun uzun incelemiş, sohbetlerinde
bulunmuş, hâttâ Doğancıbaşısı olduğu için, adının ucundaki “Kuşçu” lâkabı bile
böylece yadigâr kalmıştı.Uluğ Bey, kendi kurduğu rasathaneye de müdür olarak Ali
Kuşçu'yu lâyık görmüş, henüz tecrübesiz bir çağdayken bu dev rasathanenin
başındaki çalışmalarda, ona bizzat yardımcı olmuştu. İşte Uluğ Bey'in bir
ihanete kurban giderek öldürülmesi Ali Kuşçu'yu can evinden vuran bir olaydı.


Ali Kuşçu bu olayla çok kırıldı. Çoluk çocuğunu toparlayıp Tebriz'e
geldi. Uzun Hasan kendisine o kadar saygı gösterdi ki, Konstantiniye Fâtih'i,
bir devri kapayıp yenisini açan genç cihangirle ihtilâfında aracılık etmesini
istedi. Genç Fâtih'in de bilgin olduğunu, bilginlere büyük saygı gösterdiğini
biliyordu. İstanbul'da olup bitenler, kuş kanadıyla Tebriz'e ulaşıyordu.
Şiîlerin casusları ve habercileri yalnız padişahın savaş niyetlerine ve
hazırlıklarına dair haberler ulaştırmakla kalmıyorlardı.

Bunun üzerine
Ali Kuşçu, kendisine bunca itibar eden Uzun Hasan'ın dileğini kırmayarak yol
hazırlıklarını tamamladı. Semerkant'ta Kızıl Elma olarak bilinen eski
Bizantium'a ulaştı. Haberciler; onun geleceğini daha önceden saraya
uçurmuşlardı. Huzura kabul edildiği zaman Osmanlı hükümdarından beklemediği
kadar iltifat gördü. Çünkü, kendisinden önce, eserleri İstanbul'ca biliniyordu.
Uluğ Bey Rasathanesi'ndeki çalışmalarından, Semerkant'a aylarca uzak bulunan
İstanbul'daki hükümdarın haberi vardı.

Osmanlı tahtında oturan II.
Mehmet (Fatih), gayet dikkatli, bilgili, uyanık bir padişahtı. Âdet olan
merasimle Uzun Hasan'ın elçisini kabul etmiş, dileklerini dinlemiş, ama hemen
geri dönmesine izin vermemişti. Ondan, gelip artık batıya kaymış olan ilim
merkezlerini aydınlatmasını, bilgisiyle İstanbul medreselerinde ilim heveslisi
gençleri yetiştirmesini rica etti.

Bu teklif, Ali Kuşçu için beklenmedik
bir iltifattı. Cefâlı olduğu kadar şefkatli olduğunu da bildiği Fatih'in isteği,
onun için emir demekti. Ama, ahlâkı dürüst bir ilim adamı olduğunu şu sözlerle
ispat etti: “Hünkârım izin verirlerse önce Tebriz'e döneyim. Çünkü burada
bulunuşumun gerçek sebebi, Akkoyunlu Hükümdarı'nın elçisi olmaktır. Elçiye zeval
yoktur. Gerektir ki, hünkârımın lütûfkâr davetini kabul etmeden önce vazifemi
iyi bir sonuca ulaştırdığımı, beni gönderen, bana güvenmiş olan insana
bildireyim...”

Ali Kuşçu'nun bu mazereti, Fatih'e son derece akla yakın
göründü. Padişah; iki şeye birden sevinmişti: Kuşçu, davetini kabul etmişti,
gelip buradaki ilim öğrencilerini yetiştirecekti. İkincisi ise, son derece mert
ve ahlâklı bir insandı. Her haliyle, medreselerde yetiştireceği gençlere örnek
olacaktı. Bu sebeple, bir müddet daha misafir ettikten sonra kendisine izin
verdi.

Değerli matematik ve astronomi bilgini Ali Kuşçu, sözünü tuttu.
İki yıl sonra, ailesini de alarak Tebriz'den hareket etti. Osmanlı
İmparatorluğunun sınırlarından karşılanarak ihtişam içinde İstanbul'a getirildi.
Ölümüne kadar da gençleri yetiştirmekle uğraştı. Kuşçu’nun ders vermeye
başlamasıyla, İstanbul medreselerinde astronomi ve matematik alanında büyük
gelişme oldu.

Ali Kuşçu’nun İstanbul’a gelişi önemlidir; çünkü o zamana
kadar İstanbul’da astronomi ile uğraşan güçlü bir bilgin yoktu. Ali Kuşçu,
Osmanlılar arasında astronomi bilimini yaydı.


Ali Kuşçu 1474’te
İstanbul’da vefat etti.
[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkfenci.5forum.net
 
ALİ kuşçu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TÜRKFENCİ :: okula yönelik :: ödevler-
Buraya geçin: