TÜRKFENCİ
Hoşgeldin!!
Kaydını hemen yap ki sitemiz büyüsün, daha yararlı olsun..!


Bilimde ve İlimde Türkiyeyi En Üst Seviyeye Ulaştırmak İçin TÜRKFENCİ'yi seçin
 
AnasayfakapıGaleriSSSAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Zaman ve Felsefe

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
BilgeTürk
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 233
Yaş : 25
Nerden : erzurum fen den
Puan : 4130
Özel puan : 0
Kayıt tarihi : 23/09/08

MesajKonu: Zaman ve Felsefe   Cuma Şub. 26, 2010 8:47 pm

Zaman ve Felsefe

Antik Yunanlılar, zaman, uzay ve hareketin anlamını modern çağdaki
insanlardan çok daha derin bir şekilde kavramışlardı. Yalnızca Antik
çağın en büyük diyalektikçisi olan Herakleitos değil, aynı zamanda Elea
okuluna bağlı filozoflar da (Parmenides, Zenon) bu olgunun oldukça
bilimsel bir kavranılışına ulaşmışlardı. Yunan atomcular, herhangi bir
Yaratana, bir başlangıca ya da sona ihtiyaç duymayan bir evren
tablosunu daha o zamandan ortaya koymuşlardı. Uzay ve madde, “dolu” ve
“boş” düşüncesince ifade edildiği biçimiyle genellikle karşıt şeyler
olarak görülür. Ne var ki, pratikte, biri, diğeri olmaksızın varolamaz.
Birbirlerini ön varsayar, belirler, sınırlar ve tanımlarlar. Uzay ve
maddenin birliği, karşıtların en temel birliğidir. Bu gerçek, Yunan
atomcuları tarafından daha o zamanlar kavranmıştı, onlar evreni
yalnızca iki şeyden oluşmuş bir şey olarak canlandırıyorlardı;
“atomlar” ve “boşluk”. Esasında, bu evren görüşü doğrudur.

Görelilikçilik, felsefe tarihinde defalarca gözlenmiştir. Sofistler,
“insan her şeyin ölçüsüdür” diyorlardı. Onlar mükemmel
görelilikçiydiler. Mutlak gerçeğin olabilirliğini reddederek, uç bir
öznelciliğe meylettiler. Günümüzde sofistlerin kötü bir ünü var, ama
gerçekte onlar felsefe tarihinde ileri atılmış bir adımı temsil
ediyorlardı. Kendi saflarında birçok şarlatanın yanı sıra Protagoras
gibi bir dizi hünerli diyalektikçiyi de barındırıyorlardı. Sofizmin
diyalektiği, gerçeğin çok yönlü olduğu doğru fikrine dayanıyordu.
Şeylerin, birçok özelliğinin olduğu gösterilebilir. Verili bir olguya
birçok yönden yaklaşma becerisine sahip olmak gereklidir. Diyalektikçi
olmayan bir düşünür için dünya, birbirinden ayrı duran şeylerden
oluşmuş çok basit bir mekandır. Her “şey”in uzay ve zamanda cisimsel
bir varlığı vardır. “Burada” ve “şimdi” önümde durmaktadırlar. Ne var
ki, daha yakından bakıldığında, bu basit ve tanıdık sözlerin gerçekte
tek yanlı soyutlamalar oldukları ortaya çıkar.

Aristoteles, diğer birçok alanla olduğu gibi, uzay, zaman ve hareketle
de büyük bir ihtimam ve derinlikle ilgilenmişti. Yalnızca iki şeyin yok
edilemez olduğunu yazmıştı: Zaman ve değişim, ki her ikisini de haklı
olarak özdeş görüyordu:

Ne var ki, hareketin yaratılabilmesi ya da yok edilebilmesi
imkânsızdır; her zaman varolmuş olması gerekir. Zaman da, zamanın
olmadığı bir yerde “önce” ya da “sonra” olamayacağına göre, ne var
edilebilir ne de sona erdirebilir. O halde, hareket de, zaman gibi
süreklidir, çünkü zaman hem hareketle aynı şeydir hem de onun bir
niteliğidir; böylece hareket de zaman gibi sürekli olmalıdır, ve eğer
durum buysa yerel ve döngüsel olmalıdır.

Başka bir yerde de diyor ki, “Hareket ne var edilebilir ne de sona
erdirebilir: Aynı şekilde zaman da ne var edilebilir ne de sona
erdirebilir.”[2] Antik Dünyanın büyük düşünürleri, bugün büyük bir
ciddiyetle “zamanın başlangıcı” hakkında ileri geri yazanlardan ne
kadar daha bilgeymişler!

Alman idealist filozofu Immanuel Kant, vardığı çözümler nihayetinde
yetersiz de olsa, Aristoteles’ten sonra uzay ve zamanın tabiatı
sorununu en kapsamlı araştıran insandı. Her maddi şey birçok özelliğin
bir araya gelişidir. Tüm bu somut özellikleri bir tarafa bırakırsak,
elimizde yalnızca iki soyutlama kalır: Uzay ve zaman. Gerçekten varolan
metafizik varlıklar olarak uzay ve zaman düşüncesine felsefi bir temel
kazandıran Kant, uzay ve zamanın “olgusal olarak gerçek” olduğunu,
ancak “kendinde” bilinemeyeceğini iddia etmişti.

Uzay ve zaman, maddenin özellikleridir ve maddeden ayrı düşünülemezler.
Saf Aklın Eleştirisi adlı kitabında Kant, uzay ve zamanın, gerçek
dünyanın gözlenmesinden çıkarılan nesnel kavramlar olmayıp, bir şekilde
doğuştan gelen kavramlar olduğunu iddia etmişti. Aslında, geometrinin
tüm kavramları maddi nesnelerin gözleminden türetilir. Einstein’ın
genel görelilik teorisinin başarılarından biri, tam da geometriyi
ampirik bir bilim olarak geliştirmiş olmasıydı. Onun geometrik
aksiyomları gerçek gözlemlerden çıkarılmıştı ve klasik Öklid
geometrisinin aksiyomlarından farklılaşıyordu. Öklid geometrisinin
aksiyomlarının yalnızca mantıktan türetilmiş, saf aklın ürünleri olduğu
(yanlış bir biçimde) varsayılıyordu.

Kant, Saf Aklın Eleştirisi adlı kitabının Çatışkılar olarak bilinen
ünlü bölümünde kendi iddialarını doğrulamaya girişti. Bu bölümde, doğal
dünyanın zaman ve uzay da dahil çelişik olguları ele alınır. Kant’ın
ilk dört (kozmolojik) çatışkısı bu sorunla ilgilidir. Kant bu tip
çelişkilerin varlığını ortaya koyma erdemine sahipti, ancak getirdiği
açıklamalar en iyi durumda yetersizdi. Çelişkiyi çözme işi, Mantık
Bilimi adlı kitabıyla büyük diyalektikçi Hegel’e kaldı.

18. yüzyıl boyunca, bilime klasik mekanik teorileri hakimdi ve tek bir
adam tüm döneme kendi damgasını vurmuştu. Şair Alexander Pope,
çağdaşlarının Newton’a duyduğu aşırı hayranlığı dizelerinde şöyle
özetliyor:

“Doğa ve Doğanın yasaları yatıyordu karanlıkta:

Tanrı “Newton olsun!” dedi ve hepsi kavuştu aydınlığa.”

Newton, zamanı her yerde düz bir doğru boyunca akıyor olarak tasavvur
etmişti. Madde olmasaydı bile, belli bir sabit uzay dizgesi olacak ve
zaman onun “içinden” akıp gitmeye devam edecekti. Newton’un mutlak uzay
dizgesinin, ışık dalgalarının hareket etmesini sağlayan farazi bir
“eter” ile dolu olduğu varsayılıyordu. Newton, zamanın, içinde her
şeyin varolduğu ve değiştiği muazzam bir “kaba” benzediğini düşünmüştü.
Bu düşüncede, zaman, doğal evrenden ayrı ve onun dışında bir varlığa
sahip bir şey olarak değerlendirilir. Evren varolmasaydı bile zaman
varolacaktı. Uzay, zaman, madde ve hareketin mutlak biçimde ayrı şeyler
olarak değerlendirildiği mekanik (ve idealist) yöntemin karakteristiği
budur. Gerçekte ise, bunları birbirinden ayırmak imkânsızdır.

Newton fiziği, 18. yüzyılda bilimlerin en gelişmişi olan mekanik
tarafından koşullandırılmıştı. Bu görüş aynı zamanda yeni egemen sınıfa
da uygun düşüyordu, çünkü özü itibariyle statik (durgun), zamansız,
değişmeyen bir evren görüşünü temsil ediyordu. Bu evrende tüm
çelişkiler düzlenmişti; ani sıçramalar, devrimler yoktu, her şeyin
eninde sonunda bir denge durumuna döndüğü (tıpkı İngiliz
parlamentosunun Orange’lı William’ın liderliğindeki Monarşiyle makul
bir dengeye ulaşması gibi) kusursuz bir uyum vardı. 20. yüzyıl bu evren
görüşünü acımasızca yerle bir etti. Birbiri ardına, eski katı, statik
mekanikçilik sökülüp atıldı. Yeni bilim, durmak bilmez bir değişimle,
fantastik hızlarla, her düzeyde çelişkiler ve paradokslarla karakterize
edilir olmuştu.

Newton mutlak zaman ile dünyevi saatlerle ölçülen “göreli, görünüşteki
ve genel zamanı” birbirinden ayırmıştı. Mekanik yasalarını
basitleştiren ideal bir zaman ölçeğini, mutlak zaman kavramını
geliştirmişti. Bu uzay ve zaman soyutlamaları, evren anlayışımızı büyük
ölçüde geliştiren güçlü düşünceler olduklarını kanıtladılar ve uzun bir
süre boyunca bir mutlaklık olarak savunuldular. Ne var ki, daha derin
incelemeler sonucunda, klasik Newton mekaniğinin “mutlak gerçekler”inin
göreli oldukları kanıtlandı. Onun “gerçekleri” ancak belli sınırlar
içerisinde doğru idiler.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkfenci.5forum.net
 
Zaman ve Felsefe
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Fen-Edebiyat fakültesi
» RIHANNA...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TÜRKFENCİ :: bilimsel :: Makaleler Ve Bilimsel Yazılar-
Buraya geçin: